Dilber-1

Varken yok gibiydi
Adeta gözlerimin önünde parlayan gözleri
Bir daha bakamayacak gibi baktı giderken
Sonra o dilber arkasını döndü ve dediki
Hoşçakal…

Yokluğu nasıl hoş olabilir ki onun
Varlığı hoş gözleri hosken
Ve öylece bombos bakiyorken
İki Yanı döküldü topladığı saçları
Ve bir daha dönmedi arkasına
Saçları omuzlarında perde olduğu zamanı
Dün gibi hatırlıyorum…

Şiir sevmedi zaten dilber
Hiç bir güzel söz gönlünü güzel eylemedi
Hiçbir eylem güzel gelmedi ona
Saçlarının iki yana düşmesi kadar

Sonra çekti gitti dedim ya
Arkasına bile bakmadı
Baksa dayanamazdi belki de
Dayanamazdim kalbinin kırılmasına da
Beni Böyle üzgün görmeyecek
Beni bir daha bilmeyecekti
Dedim ya
Varlığımda mutlu olamadın
Belki yokluğun iyi gelmiştir
Güzel dilber…

Sevgimizin sınırı yok(!)

2 3 tane basit yaşam felsefesi olsa şöyle değil mi? Tadından yenmez hayat o zaman.  Bakıyorsun biri sevdiği için yolun ortasında afbuyurun penisini kesiyor, birisi sevdiği oğlan için bileklerine kesiyor, aynı şekil sevdiği kız için bilmem kaçıncı kattan atlayan var. Arkadaş nasıl bir ülke olduk biz. Seviyoruz eyvallah allahina kadar da seviyoruz da bu nedir ya.

Şöyle belli başlı kurallar koysak kendimize. Mesela seveceğim ama şöyle severim, böyle severim gibi. Duracagimiz yeri bir bilsek var ya aslında hepimiz birer Leyla ve Mecnun, Ferhat İle Şirin, Prens ile PRENSESiz de işte kalbimiz söz geciremiyoruz.  

Kaybettiğimiz onca insan var ki bu aptal sevgi saçmalığı kanı sadece hayatımızda sevdiğimizi düşündüğümüz  kişi varmış gibi davranirken. Ne kadar da aptal aslında kalbimiz dahi söz geciremezken.

Şu saatten  sonra sever misin deseler aptal gibi severim diyeceğim büyük ihtimal ama ne bileyim oralarda bir yerlerde sevilecek insan vardır biz de severiz. Yeter ki aptal aptal sevmeyelim.

Sevgiyle kalın dostlarım.

Soru Basit: Neden?

Neden seviyorsun diyorlar?

 

Nasıl cevap verebilirim ki bu soruya. Bazen sevmeseydim bu kadar diyorum da nafile. Bir kere bağlanmışım . Ölüm bizi ayırabilir demeye başlıyor insan bir andan sonra amaçsızca, bir hiç uğruna. Sonradan anlıyor yaptıklarının mantıksızlığını. Biraz iş işten geçiyor. Sonra soruyor kendine: Neden bu kadar seviyorum?

En çok merak ettiğim şey. Bir insanla tanışırsın ve onun hayatının anlamı olduğuna inanırsın. Onun geçmişi, yaptıkları yaşadıkları, iyileri kötüleri anlamsız gelir senin için, önemsizleşir senin için. O noktadan sonra sadece senin olsun istesin. Onu elde etmek için yapmayacağı  şey yoktur o andan sonra. Gözlerinin içine bakıp saatlerce durabilirsin artık. Evet bu noktada arkadaşım üzgünüm ama sen aşık olmuşsun demektir. Senin vay halinedir artık. Seni de gömebiliriz artık kendi kazdığın mezarlığına.

Öyle bir zamana geldik ki maalesef gerçek aşkı arıyorum diyenler bile aslında aşkın peşinde koşmuyorlar. Aşkın ne olduğunu bilen çok az kişi kaldı. Senin sevdiğin kızda yüksek ihtimalle ne olduğunu bilmiyordur çünkü şu zamana kadar ona senin kadar iyi davranan birisi çıkmamıştır ki hayatında karşısına. O kıza/çocuğa da hak vermek gerekir. Afallaması sence de normal değil mi?

Sonra da neden bu kadar seviyorum diyorsun kendine. O sevdiğin kişi sana ufacık bir değer bile veremezken sen seviyorum diyorsun ya aslında senin sevgi/aşk diye inandığın şey seni o andan itibaren bitirmeye başlıyor.

Yazık ediyorsun kendine. Bizim gibilere yazık ediyorsun. Bir gün aslında bizim gibi böyle sevenleri bir araya toplamak lazım keza az kaldı bizden. Böyle her ilde 3 5 tane falan varız. Biz seviyoruz, aşık oluyoruz. Karşımıza çıkan insanın değip değmeyeceğini anlamadan ona bir anda kendimizi bağlı buluyoruz ve bilmiyorum ki neden seviyoruz. Bunun üzerine uzun uzadıya konuşabiliriz aslında.

Kimse seni sevdiğin için suçlayamaz ki dünyanın en doğal ve en tatlı şeyi sevmek/aşık olmak. Herkesin yapamayacağı, cesaret edemeyeceği şeyi sen yapıyorsun daha güzel bir şey olabilir mi . Ne kadar cesurca bir davranış. Zaman geçiyor ve sen henüz tam olarak tanımadan aşık olduğun kişiyi tanımaya anlamaya başlıyorsun. İşte tam o anda işler sarpa sarmaya başlıyor. O senin aşık olduğun kişi değil de aslında senden hoşlanmayan biri olup çıkıveriyor. Aslında oluyor demek doğru değil çünkü aslında en baştan beridir o kişi öyleydi ve sadece sen o gerçeği görmek istemedin. Bu da üzgünüm ama senin çaresizliğini ve acınasılığını gösteriyor. Sen en başından beri o kadar sevdiğine inandırmışsın ki kendini en başından beri burnunun önünde duran gerçeği görmek istemiyorsun. Gerçekten çok acınası haldesin bu yüzden.

Neden seviyorsun peki. Gerçekten büyük bir muamma. Aslında sen o kişiyi sevmiyorsun, sadece sevdiğini zannediyorsun çünkü onda seni çeken bir şeyler olduğunu düşünüyorsun. Bu dış görüşü olabilir, gözleri, burnu dudakları olabilir. Yani tamamen dış görüşü sende bir şeylerin uyarılmasını sağlıyor. Geçmişte yaşadığın aşklarından bir şeyleri uyarıyor ve beynin senin onunla tekrar birlikte olduğunu düşüyor. İşte bu sebepten sen de onu tekrar sevdiğini düşünüyorsun. Benim durumum biraz daha farklı ama yüksek ihtimalle çoğu kişide durum böyle oluyor. Benim olayımsa şöyle.

Bıktım artık yalnız yaşamaktan, sabahları kalktığımda artık yanımda birisini görmek istiyorum. Kaç sabah daha yalnız kalkmam gerekiyor bilmiyorum. Kaç kez daha sabahları kendime gelirken bana kahvaltı hazırlayan biri olmayacak. Kaç sabah daha bir öpücükle uyanamayacağım. Kaç sabah bu aciz hayatım devam edecek. Şu an öyle bir yalnızlık çekiyorum ki şehir dışına çıkmanın en iyi seçenek olacağını düşündüğüm için şu an bu yazıyı otobüsten yazıyorum. Yalnızım evet sonuna kadar, sapına kadar yalnızım ama artık bu değişmeli. Seviyorum diyorum, aşık oluyorum diyorum başıma gelmeyen kalmıyor. Sevdikçe insanın beklentileri yükseliyor karşı taraftan. Ne yazık ki bizim gibilere. Sevdikçe karşıdan değerini, dönütünü alamayanlara. Boşuna mı uğraşıyoruz bilmiyorum ki.

Durum şöyle bir hal aldı geçtiğimiz bir ayda. Gezdim, dışarı çıktım, eğlendim, nefret edildim, sevilmediğimi öğrendim, aslında yapmamam gereken bir şey için keşke yapsaydım dedim, peşinde olduğum şeyler için peşinde olmadığım şeyleri tercih etmeye zorlandım, sevilmedim, umudumu kaybetmedim, sevilmedim, umudumu kaybetmedim, umut alamadım, o kaçtı ben kovaladım, sevdim daha da fazla sevdim ve işte 12 Kasım günü bütün cesaretimi topladım ve oturdum yine karşısına bahsi geçen hanımefendinin. Belki o da bu yazdıklarımı okuyacak ve neden bu kadar seviyorsun diyecek. O pek okumayı sevmez ama bunu alt paragrafta anlatacağım. 12 Kasım günü ben bütün umudumu kaybetmişken yine bir umut kapladı beni. Bilmiyorum bana ümit vermek doğuna mı gidiyor ama böyle olunca da kopamıyor ki adam. Oturup düşünecek ve bir karar verecek arkadaş, arafta kalmak ne kötü bir şey.

Neden bu kadar seviyorum biliyor musunuz. Ben sevginin ne olduğunu unutacak zamanlar yaşadım. Sevginin tadına hasret kaldım ve tam aradığım kişiyi buldum derken bu kaybın farkına varmam onu aslında bu kadar sevmeme neden oldu. Evet seviyorum, tanımadığım bir insanı da değil üstelik. Her şeyini biliyorum. Sabahları neler yaptığını, öğlenleri kimlerle gezdiğini , akşamları kimlerle konuştuğunu, mesajlaşmalarını, onu en cesur halinden en korunmasız ve tatlı haline kadar biliyorum ben. İşte bunları bilen bir adamdan onu sevmemesini bekleyemezsiniz. Sonra da neden bu denli seviyorsun diyorlar. Severim işte.

Bu yazılarımı parça parça yayınlamayı düşünüyorum. Tek bir blog yazısı yetmeyecek keza bütün duygularımı anlatmaya. Tek cümleyle anlatmak gerekirse durumu arkadaşlar : Ben seviyorum.

 

 

 

Yerine Sevebilir miyim ?

 

26338790

Steve Jobs

 

Etme Nolur

Sevmek gerekiyor mu bilmiyorum seni
Onca ettiğinde sonra sevilir mi ki insan
Seni sevemez öyle kendini her adam sanan
Kimse sevemez seni benden başka, etme.

Senin için her şeyim tuzla buz oldu gitti
Buz gibi kaldı geride her şey anlayacağın
Bin kere degil bir kere sevdim o da çabuk bitti
Tekrar davet ediyormuşsun aşka, etme.

Harabe kaldı senden sonra günlümün sarayları
Sevmiyordun biliyordum ama böyle de olmasaydı
Seni sevmekle bitti tükendi ömrümün ayları
Gönül eyleyip benimle şaka etme.

Mustafa CULBAN